Oedipus Karmaşası

Oedipus karmaşası nedir?

Oedipus Karmaşası Nedir?

Oedipus karmaşası, bireyin karşı cinsten ebeveynine ve ebeveynlerin karşı cinsten çocuklarına duyduğu saplantı olarak basit bir şekilde tanımlanabilir. Yani kız çocuğunun babaya, erkek çocuğunun anneye olan saplantısı. Kız çocuğunun babaya saplantısını daha yakından inceleyen Jung, kız çocuğunun babaya saplantısını saplantıyı Elektra Karmaşası olarak da adlandırır.

Oedipus karmaşası, binlerce yıldır mitolojinin, sanatın ve müziğin konusu olagelmiştir. Yunan mitolojisindeki tanrılardan Sümer tanrılarına bu konu çoğu kere işlenmiş, pek çok kereler filozoflar ve psikanalistler tarafından incelenmiştir.

Bu karmaşanın en geniş çözümlemesini yapansa 1900’lü yıllarda psikanalist Sigmund Freud olmuştur. İnsanın bir bilinçaltına sahip olduğunu sistemli bir şekilde ilk defa anlatan, insanın daha çok bilinci değil, bilinçaltı tarafından yönetildiğini savunan ve böylece psikoloji biliminde çığır açan Sigmund Freud, Oedipus karmaşasını da yakından incelemiş ve bunun mutlak olduğunu savunmuştur.

Her insanın karşı cinsten ebeveynine ve çocuğuna saplantılı olduğunu ve bu saplantının hiçbir şekilde tamamen aşılamayacağını savunur. Uzun dönem Oedipus karmaşasına dair bu düşünce yerini korurken, zaman içerisinde Wilhelm Reich, daha sonraları Deleuze-Guatarri gibi insanlar bu görüşe karşı çıkmıştır.

Özellikle Reich, çocukların sağlıklı cinsel eğitim ve ergenliğe geçiş döneminde sağlıklı cinsel yaşama kavuştukları zaman bu saplantıdan rahatça kurtulabildiklerini, ergenlik ve sonrasına kadar olduğu gibi süren ve derinleşen saplantınınsa yenilmesinin oldukça güç olduğunu savunur.

Biz hangi tarafın haklı olduğundan emin olamasak da, Oedipus karmaşasına dair sorular ve Oedipus karmaşasının sanat yapıtlarında kullanılışı sonsuza devam edecek gibidir. Zira farkında olsanız da olmasanız da, bu mesele sanatın her alanında ele alınan ve gözümüze sokulan bir meseledir.

Oedipus ve elektra sendromlarını (karmaşaları) bu makalede çok fazla derinleştirmeyeceğiz, bu konuya dair psikolojik çözümlemeler ve teorilere dair oldukça derinlemesine incelemeler paylaşmayı planlıyoruz. Bu makaleyi kısaca oedipus ve elektra sendromlarının sanata etkilerinin boyutuna değinerek bitirmek arzusundayız.

Öncelikle ismini zaten mitolojik bir kahramandan alan oedipus karmaşasının sanatın her alanında işlenir. Batı eserlerinde genelde çocuklar ebeveynlerini aşarken (buradaki aşma çocuğun babasını/annesini öldürmesini ifade edebilir), doğu eserlerinde genelde çocuk içindeki korku ve isyanla hareket eder fakat büyük çoğu zaman düzeni sağlar.

Bunun mitolojik köklerine örnek olarak Oedipus Efsanesinde (karmaşa ismini Oedipus’tan alır) oğul babayı öldürürken, doğu efsanesi olan Rüstem ile Sohrab’ın hikayesinde baba oğulu öldürür.

Sinemada oedipus karmaşası 1979 yapımı La Luna (Bernardo Bertolucci)’da Joe isimli karakterin baba ihtiyacı hissetmesine rağmen aradığını annesinin kocasında bulamaması, daha sonra bu babanın intihar etmesi ve annesiyle yakınlaşmaları üzerinden işlenir.

Stanley Kübrick’in 1980 yapımı filmi the Shining’de ise oedipal karmaşanın en önemli temalarından biri olan “iğdiş edilme korkusu” özellikle babanın oğlunu baltayla kovaladığı sahnede çarpıcı bir şekilde işlenir. Elbette Oedipus karmaşasının sinemaya yansıması bunlarla sınırlı değildir.

Edebiyatta oedipus ve elektra sendromlarının (karmaşasının) işlendiği eserlere verilecek en çarpıcı örneklerinden biri Orhan Pamuk’un Kırmızı Saçlı Kadın’ıdır. Dünyada Hamlet’ten Babalar ve Oğullar’a, Dostoyevski’den Kafka’ya, oedipus ve elektra karmaşaları geniş bir yelpazede işlenmekte, karakterlere yedirilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.